ÜRÜNLER
HABERLER
Site içi arama:
Yeniliklerden haberdar olmak için lütfen kaydolun.
Email:
Ekle   Çıkar  

 

Mardan’ın elektrik borcu fakiri yordu

Borcundan dolayı elektriği kesilen Mardan (das kitsch) Palas’a dün lafımızı söyledik, oturduk. Otel, bugüne kadar 7,7 milyon TL elektrik parası ödemiş. 3 milyon 735 bin 540 TL de borcu varmış. Yani kullanım borcu, faizi, vergisi, şusu busu, öyle ya da böyle bu adamların cebinden yılda toplam 10 milyon TL çıkıyor öyle mi? Öyle.

 

İşte dedik ki dün: 10 milyon Türk Lirası’na nefis bir güneş santralı kurarlardı ve bu santral ile otelin tüm elektrik enerjisini rahat rahat üretebilirlerdi. Ve bundan sonra da kimseye tek kuruş ödemek zorunda kalmazdı.

 

(Sistem şöyle işliyor: Gündüz üretiyorsun, ihtiyaç fazlanı genel elektrik sistemine veriyorsun / satıyorsun, gece ve kışın da sistemden alıyorsun ve bu birbirine denk geliyor.)

 

Tabii bu arada otelde az enerji tüketen elektrikli eşyalar, ışıklandırmalar tercih ediyorsun ki, gereksiz enerji harcaman olmasın.

 

Okur soruyor: Peki güneşten bu miktarda enerji üretmek için ne kadarlık alanın elektrik üreten güneş panelleriyle kaplanması gerekiyor?

 

Hemen cevap: 2010 yılının teknolojisiyle 20 bin metrekare.

 

Yani otelin çatısı ve güneş gören yerleri (ki cam yerine de pekâlâ panel konulabiliyor) bu iş için rahat rahat yeterdi. (Otelin sadece spası 7500 metrekare!) Oteli kuburlarına kadar altınla kaplayacaklarına güneş panelleriyle kaplasalardı başlarına bu zırvalık gelmezdi.

 

Ülkemize ekolojik bir otel kazandırmış olurlardı, biz de doğamızın içine etmedikleri için teşekkür ederdik.

Yoksa çakma İstanbul Boğazı’nda, çakma Arnavutköy’lerde, çakma Kuleliler‘de, çakma Kızkule’lerinde el âlemin sonradan über zenginlerini altından klozetlerde ağırlıyorlar diye bir tesisle gurur falan duyamam (küstahça beklenildiği üzre).

 

Peki sen ne yapıyorsun yazar hanım?

 

Okur bunu da sormuş: Ya sen? Ya sen car car hanım? Ne yapıyorsun? Ben ne yapıyorum hakikaten?

 

Yani bu ülkenin ekolojik kalkınmasına nasıl katkıda bulunuyorum? Madem yeri geldi, madem soruldu o zaman anlatayım.

 

Bildiğiniz gibi bir ev aldım geçen ay. Fakir fukaranın tepkisini çekmemek için zenginliğini saklayan köşecilerden de olmadığım için (emekli maaşlarından, tüyü bitmemiş yetimin hakkından söz edip şoförlü dört çarpı dört ciplerle Etiler’deki villaya geri dönmek de ah ne tatlı bir şeydir değil mi yazar efendiler!!) açık açık da yazdım burada.

 

Gizlim saklım yok. Bankaya tam 100 bin lira da borcum var.

 

1. taksidini geçen ay haşırdattılar, daha kaldı 47 ay. Eve de taşınamadım daha çünkü evin sıkı tadilata ihtiyacı var. Cep delik, cepken delik. Sıfırı tükettiğim gibi manyak gibi de borcum var. Kredi taksidinin üstüne bir de kira ödüyorum.

 

Fakat ben etime buduma yorganıma bakmadan üstüne üstlük bir de ne yapmak istiyorum?

 

İstanbul’un ilk “ekoevi”ni!!

 

Evet aynen öyle! Sayfiye yerinde değil İstanbul’un göbeğinde... Sıfırdan yapılmış bir binada değil 100 yıllık bir eski İstanbul evinde...

 

İmkanlar gani gani iken ve başka evlerde rahat rahat otururken değil bizzat evde yaşarken, bütün inşaat çilesini, tozunu yutarak... Sadece zenginlerin değil, benim gibi TV programı bile yapmayan kücümencik bir gazetecinin yapabileceği bütçelerde..

 

Ve aynı zamanda estetik duyarlılıkta..

 

El emeği, göz nuru.. Bir ekoev...

 

Nasıl? Fikir güzel mi?

 

Güzel ama kolay değil. Memlekette iyi hiçbir şey cezasız kalmaz. Eko olmayan bir tadilatla eko tadilat arasında bir bütçe farkı elbette var. Fakat kanıtlamak istediğim şey şu:

 

Sistemim kendi enerjisini üretip önce tasarruf sağlayacak.

 

Sonra fazla enerjimi satarak gelir elde edeceğim. Ve sonra ekolojik niyetle başlayan tadilat kısa bir süre ekonomik hale gelecek.

 

Yapabilecek miyiz? Bahçeşehir Üniversitesi Mimarlık Fakültesi öğretim üyesi mimar Dr. Mehmet Bengü Uluengin, mimar Sibel Türkmen, mimar Ceren Parlak ve Temizdünya platformunun kurucu ortağı Ateş Uğurel’in gönüllü katkılarıyla..

 

Olacak inşallah. Şu an maliyet hesaplarını yapıyoruz.

 

Altından kalkabilmek için neleri satmamız lazım, kimlerin kapısını çalmamız lazım onlara bakıyoruz. Allah yüzümüzü kara çıkarmaz inşallah. Destek vermek isteyenler varsa buyursunlar gelsinler. Fikir fikirdir. Mutlu Tönbekici

http://haber.gazetevatan.com / 23 Aralık 2010

BU BÖLÜMDEKİ DİĞER BAZI BAŞLIKLAR